.::İSMİ ANILMAYAN ELÇİLER::.(2)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

.::İSMİ ANILMAYAN ELÇİLER::.(2)

Mesaj  Admin Bir Çarş. Tem. 22, 2009 8:21 am

Durum kendisine malum olunca:

- Simdi iyice biliyorum ki, Allah her seye kadirdir, dedi.”

Yûsâ b. Nûn ve Kâlib b. Yufennâ a.s.
Kendilerine en çok peygamber gönderilen kavimlerden biri, belki birincisi Israilogullari'dir . Fakat onlar kadar peygamberlerini sikintiya sokan, ilk ilâhi imtihanda yüz çeviren kavim de pek görülmemistir. Bu yazimizda Israilogullari'na gönderilen ve Kur'an -i Kerim'de ismi anilmayan üç mübarek peygamberi ve onlarin ibretli kissasini dikkatinize sunuyoruz.

Firavun; asil adi Kâbus b. Mus'ab. Musa ve Harun a.s. zamaninda yasamis, kendini rab ilan eden, ihtisamli ordulariyla kibirlenen, uykularinda bile insanlara kâbus olan zalim Misir hükümdari...

Hz. Musa a.s., kendisiyle ayni yil dogan bütün erkek çocuklarin öldürülmesine ragmen, Allah'in bir mucizesi ile Firavun'un sarayinda, annesinin kucaginda büyümüstü. Büyüyüp olgunlastigi zaman Allah onu peygamberlikle görevlendirmisti. Zamanla insanlar ona inanmaya, onun anlattigi üzere Allah'a iman etmeye baslamislardi. Firavun ise kendisinden baskasini ilâh edinenleri kizgin bakir dösenmis firinlarda yakmakla tehdit ediyor, israr edenlere de hiç acimadan söyledigini yapiyordu.

Firavun artik, kâhinlerin de bildirdigi gibi, saltanatini yikip yok edecek kisinin Musa a.s. oldugunu anlamisti. Onu ve müminleri öldürmek için Kizildeniz'e kadar peslerinden gitti. Fakat daha önce sahit oldugu mucizelere inanmadigi gibi, Kizildeniz'in iki yana açilarak Hz . Musa a.s.'a ve ona tabi olanlara yol vermesi mucizesine de inanmamis, kendisi de geçmek isterken askerleriyle birlikte bogulmustu.

Firavun'un zulmünden uzaklasmak isteyen Musa a.s. ve ashabi için artik zorbalarin sehri Eriha'ya (Kudüs'e) varmak için bir engel kalmamisti. Musa a.s.'in yanindaki bazi kimseler Firavun'un öldügüne bir türlü inanamiyorlar, cesedini görmeden yolculuga devam etmek istemediklerini söylüyorlardi. Bunun üzerine Musa a.s. Cenab-i Mevlâ'ya niyazda bulunmus, O da Firavun'un is isten geçtikten sonra kapandigi secde halindeki cesedini onlara göstermisti.


Musa a.s. Firavun'un ölümünden sonra, ashabinin en salihlerinden olan Yûsa b. Nûn'u ve Kâlib b. Yufennâ'yi Misir sehirlerinin kontrolü ve denetimi için geri gönderdi. Bu iki salih insan, Misir'da asayis saglandiktan sonra tekrar Musa a.s.'a katildilar.

Zorbalarin sehrine yapilan yolculuk uzun, yorucu ve imtihanlarla dolu bir seferdi. Yolculuk sirasinda Musa a.s.'in kavmi oradan gelen korkutucu haberleri isitmisler ve Hz. Musa'ya:

- Ey Musa! Orada zorba bir kavim var. Onlar oradan çikmadikça biz kesinlikle sehre girmeyiz, demislerdi.

“(Bu arada Musa'nin ashabi içinde bulunan ve Allah'tan) korkanlardan ve kendilerine nimet bahsedilen iki zat (Yûsâ ve Kâlib):

- Onlarin üzerine kapidan girin, oraya girdiniz mi artik siz zaferi kazanmisiniz demektir. Eger müminler iseniz ancak Allah'a güvenin, dediler.” (Mâide, 22-23)

Fakat durum degismedi. Cenab-i Allah da peygamberi ile yolculuga devam etmek istemeyen bu insanlara kirk yil Tih çölünde kalma cezasi verdi. Musa a.s. ve kendisiyle beraber yolculuga devam etmek isteyen bazi arkadaslari da Tih çölünde uzun süre kaldi. Bu süre içerisinde dört büyük ilâhi kitaptan biri olan Tevrat tamamlandi.

Tih çölünden ayrildiklarinda, Musa a.s. bir grup askerle birlikte Yûsâ'yi ve Kâlib b. Yufennâ'yi öncü kuvvet olarak gönderdi. Nihayet zorbalarin sehrine geldiler. Durumu gören Eriha halki, içlerinden duasi çok kabul olunan Bel'am'a gittiler.

- Musa ve beraberinde gelen Israilogullari bizi öldürmeye geldiler. Ne olur, onlarin aleyhlerinde beddua et, diye israrla rica bulundular.

Bel'am, Allah'in en büyük ismi olarak bilinen Ism-i Azam'i biliyor, bu isim hürmetine yaptigi her dua kabul olunuyordu. Bel'am dedi ki:

- Yanlarinda melekler bulunan bir peygambere ve ona inanan müminlere nasil beddua edebilirim?

Fakat, israrla bunu isteyenlerin çabalari sonunda netice verdi. Karisina onu kandirmasi için birçok hediyeler verdiler. O da bir yolunu bulup, Bel'am'i beddua etmesi gerektigine inandirdi.

Bel'am bu bedduayi yapabilmek için Israilogullari'ni görebilecegi yüksek bir tepeye çikti. Onlara dogru yöneldi. Her yaptigi beddua kendi aleyhine dönüyor, bunu kendi agziyla söylüyor; fakat bir türlü düzeltemiyordu. Nihayet o beddua eden dili uzadikça uzamis, agzina sigmaz olmus, köpek gibi solumaya baslamisti. Artik Ism-i Azam duasini da edemiyordu, çünkü kendisine unutturulmustu.

Bel'am'dan sonra bu duayi bilen kimselerin çok az oldugu söylenir. Bel'am'in bu durumu ayet-i kerimede söyle anlatilir:

“...Onun durumu, tipki köpegin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini çikarip solur, biraksan da dilini çikarip solur. Iste ayetlerimizi yalanlayanlarin durumu budur. Bu kissayi anlat, belki düsünürler.” (A'raf, 176)

Bundan sonra Hz. Musa a.s., Yûsâ'yi Israilogullari ile birlikte Eriha'ya, zorbalara, Allah'a iman etmeleri için gönderdi. Eriha halki bunu kabul etmeyince Yûsâ burayi fethetti. Hz. Musa a.s. burada bir müddet daha yasadiktan sonra vefat etti. Kendisinden sonra Yûsâ a.s. peygamber oldu.

Yûsâ a.s., Musa a.s.'in vefatindan sonra yirmi yedi yil peygamberlik yapti. Vefat edecegi sirada Israilogullari'nin idaresini Kâlib b. Yufennâ'ya havale etti ve yüz yirmi alti yasinda iken ahirete irtihal eyledi.

Kâlib b. Yufennâ'ya da Allah'tan vahiy geldi, peygamberlikle vazifelendirildi. Yûsâ a.s.'in vasiyet ettigi üzere Israilogullari'nin hidayetten ayrilmamalari için çok mücadeleler verdi. Çetin bir dünya hayatinin sonunda, bir müddet sonra o da rahmet-i Rahman'a kavustu.

Hz. Musa a.s. Hz. Hizir ile görüsmeye giderken yanina aldigi kisi Yûsâ a.s., Israilogullari'ni idare etmek için yerine vekil biraktigi kisi de Kâlib b. Yufennâ a.s. idi.

Onlara ve gönderilen bütün peygamberlere salât ve selam olsun...

Ismûil (Semuyel) b. Bâlî a.s.

Yûsâ a.s'in vefatindan sonra Israilogullari hükümdarlar tarafindan yönetilmislerdir. Peygamberlerine olan ihtiyaçlari ise, sadece dinî mevzularda çikar bir yol bulabilmek veya bir musibete ugradiklarinda Allah'a yalvarmasini istemek seklinde oluyordu.

Yû sâ a.s.'in vefatinin üzerinden dört yüz yil geçmisti. Amâlikler'in hükümdari Câlût, Israilogullari'na saldirmis; mukaddes kitaplari Tevrat'i ve Musa a.s. ile Harun a.s.'in ailelerinden kalan, içinde bir takim kutsal emanetlerin bulundugu, “Tâbut” ismini verdikleri sandigi ellerinden almisti. Israilogullari her zaman oldugu gibi, baslarina gelen bu felaketin def'i ve mukaddes emanetleri geri alabilmek için Yüce Allah'a yalvarmaya basladilar. Bir peygamber göndermesini istediler. Cenab-i Allah da onlara Ismûil (Semuyel) a.s.'i gönderdi.

Yönettigi Amâlika halkiyla birlikte Câlût'un Israilogullari'na peyderpey uyguladigi katliam o safhaya ulasmisti ki, neredeyse topyekûn yok olacaklardi. Sonunda Israilogullari “Peygamberlerine (Ismûil'e) varip:

- Bize bir hükümdar tayin et, biz de onunla beraber Allah yolunda savasalim, dediler. (Ismuil onlara):

- Ya size savas emredilince savasmazsaniz?! dedi. Onlar:

- Biz, yurtlarimizdan çikarilmis, ogullarimizdan uzaklastirilmis iken, Allah yolunda ne diye savasmayalim? dediler.” (Bakara, 246)

Bunun üzerine Hz. Ismûil a.s. Allahu Tealâ'ya dua etti. Allah da onlara, siradan biri gibi gözüken Tâlût isminde birini görevlendirdi. Ismûil a.s. yeni komutanlari Tâlût'u Israilogullari'na tanittigi zaman onlardan bazilari:

- Biz hükümdarliga daha layik oldugumuz halde, kendisine servet ve zenginlik de verilmemisken o bize nasil hükümdar olur? dediler.

Bunlari duyan Ismûil a.s. kizdi ve:

- “Allah basiniza onu seçti, ilimde ve bedende ona üstünlük verdi. Allah mülkünü diledigine verir. O her seyi kusatan ve her seyi bilendir, dedi.” (Bakara 247)

Israilogullari içerlemis bir halde, istemeye istemeye yeni komutanlari ile birlikte Câlût ile savasmak üzere yola çiktilar. Yolda susadilar, Ismûil a.s.'dan bir irmak akitmasini istediler. O da dua etti ve tatli suyu olan bir irmak akti (Filistin Irmagi). Tâlût askerlerine dönerek:

- Allah sizi irmakla imtihan edecek. Kim ondan içerse benden degildir. Kim onu içmezse artik bendendir. Sadece bir avuç içenler müstesna, o kadarina müsaade vardir, dedi.

Fakat askerlerden pek azi Tâlût'un sözünü dinlediler. Irmagin kiyisina geldiklerinde bir kismi hariç, hepsi kana kana içti. Nihayet Tâlût ve yanindakiler nehrin öte karsisina geçtiklerinde, geride kalanlar bu sefer:

- Bizim Câlût'a karsi koyacak gücümüz yok, deyip geri döndüler. Sözlerinde sadik olanlar ise:

- “Nice az bir topluluk var ki, Allah'in izniyle sayica çok topluluklari yenmistir. Allah sabredenlerle beraberdir.” dediler. (Bakara, 249)

Tâlût ve askerleri, Câlût'u ve dehsetli ordusunu gördüklerinde:

- Ey Rabbimiz! Üzerimize sabir indir. Bize cesaret ver ki tutunalim. Kâfir topluluga karsi bize yardim et, diye dua ettiler.

Tâlût'un ordusunda, yasi henüz küçük olan, fakat ileride peygamber olacagi daha o zamanlar fark edilen Davud a.s. da bulunuyordu. Sapanina koydugu küçük bir tasi, o iri cüsseli Câlût'un alninin ortasina öyle bir atmisti ki, neredeyse Câlût'un kafasi parçalanmisti. Câlût böylece ölüp gidince, ordusu da dagilip perisan oldu.

Bundan sonra Ismûil a.s. bir müddet daha yasadi. Ondan sonra Hz . Davud a.s. peygamberlikle vazifelendirildi.

Ona ve gönderilen bütün peygamberlere salât ve selam olsun...

Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 150
Puan : 466
Kayıt tarihi : 20/07/09
Yaş : 28
Nerden : giresun

Kullanıcı profilini gör http://cennet.lifeme.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz